YGS - LYS



İNDİR
İndirme Anasayfası Dosyalarda Ara Dosya Gönder
Kategori: 13. ve 14.yy.da öğretici metinler
Sayfa: 1 toplam 1
13. ve 14.yy.da öğretici metinler Dosyalar: 6
Dosyalar:
hacae_bekta-ae_veli_hayatae_hacae_bekta-ae_veli__eserleri_hacae_bekta-ae_veli_zellikleri

İndir
Download




Tarih
Boyut
Tıklama
26-02-2011
53.5 KB
183
mantaekut-tayraen_zellikleri

İndir
Download




Tarih
Boyut
Tıklama
26-02-2011
55.5 KB
130
nasreddin_hocanaen_hayatae__nasreddin_hoca_hakkaenda_sylenenler

İndir
Download




Tarih
Boyut
Tıklama
26-02-2011
53.5 KB
107
makalat_-_hacae_bektaae_veli

İndir
Download




Tarih
Boyut
Tıklama
26-02-2011
29 KB
119
Nasrettin Hoca Fıkraları

İndir
Download

Nasrettin Hoca Fıkraları

 


 

Söyle Bari
Hoca ormana gitmiş.Oturmuş bir dalın üstüne, başlamış kesmeye.Aşağıdan geçen bir yolcu Hoca'ya seslenmiş:- Be adam! İnsan oturduğu dalı keser mi ? Şimdi düşeceksin.Hoca adama aldırmamış; işine devam etmiş.Az sonra dal kırılmış.Hoca, cumburlop düşmüş.Düştüğü yerden perişan seslenmiş:
-Düşeceğimi bildin ne zaman öleceğimi de söyle bari.

Tutar mı?
Hocanin cani bir gün sarma çeker.Ama elinde yogurt bakraçlari anasi da aglamis ne yapim ne yapim derken aklina göl gelmis.Gelmis gölün kenarina,atmis bakraçlari kenara çikarmis sarmis sigarasini hafif hafif demleniyor.Sonra birden bekçinin düdügünü duymus. Eyvah simdi yandik derken aniden atmis sarmayi bakracin içine sonrada bakraci tutmus göle dökmeye baslamis.O esnada bekçide yaninda bitivermis.Bakmis bakmis anlamamis sonra hocaya sormus ne yapiyorsun diye.Hocada görmüyor musun yogurt mayaliyorum demis. bekçi kahakahalar içinde ilahi hoca koca göl hiç maya tutar mi demis.Hocada ya tutarsa diye cevap vermis.Sonra bekçi ilahi hoca diyip güle güle yoluna devam etmis.Hoca hem keyfine hem yogurda yanarken bekçinin arkasindan bakip simdi bu salak herkese anlatir demis.

 

 

Sıkarken
Nasrettin hoca bir gün yolun kenarında kedisini yıkıyomuş.Yoldan geçen arkadaşı hocaya:
-Hocam kediyi yıkama ölür.
demiş.Hoca aldırış etmemiş ve yıkamış.Arkadaşı dönüşte hocayı tekrar yolun kenarında görmüş.Kedi ölmüştü. adam:
-Hocam ben size kediyi yıkamayın ölür demedimmi? demiş.Hoca:
-Ben kediyi yıkarken ölmediki sıkarken öldü demiş.

 

Baklava
Hoca aksamleyin eve dogru yururken, baklava seven bir koyluyle karsilasir.
-Hoca, kisa bir sure once bir adam buyuk bir tepsi baklava goturuyordu...
-Beni ilgilendirmez!
-Fakat adam tepsiyi sizin eve goturuyordu.
-O zaman seni ilgilendirmez!

 

ALLAH BİLİYOR
Nasreddin Hoca bir cimri tanıdığının evine gittiğinde tanıdığı ona bayat ekmek ile bir tabak bal ikram etmiş. Nasreddin Hoca bayat ekmeği dişi kesmeyince sinirinden balı kaşıkla yemeye başlamış.Ev sahibinin gözü yerinden oynamış :  
-Aman efendim, bal ekmekle yenmez ise, insanın içini sıyırır, demiş.  
Nasreddin Hoca hiç ses çıkarmadan balı bitirmiş ve :  
-Kimin içinin  sıyrıldığını Allah biliyor, demiş.

ALLAHIN RAHMETİ
Yağmurlu bir günde Nasrettin Hoca pencereden dışarı bakarken komşusunun koşa koşa yağmurdan kaçtığını görür pencereyi açar :  
-Hey Ahmet Efendi, birde hacı olacaksın rahmetten kaçılır mı?, der.  
Zavallı adam eli mahkum sırılsıklam olur. Ertesi gün hocanın komşusu hocayı yağmurdan kaçarken görür ve hocaya bir ders vermek ister :  
-Hoca Hoca dün bana diyordun bugün sen neden rahmetten kaçıyorsun, der.  
Hoca hiç durmadan yoluna devam eder ve komşusuna şöyle der :  
-Ben rahmetten kaçmıyorum sadece allahın rahmetine basmamak için çabalıyorum.

 

 

AKLIN VARSA GÖLE KOŞ
Hoca, bir gün kırlardan topladığı çalı çırpıyı eşeğine yükleyip evine götürürken :  
-Acaba, yaş çırpı da kurusu gibi yanar mı? diye düşünür ve şeytana uyarak çakmağını çakar ve alevi çalı çırpıya dokundurur.Aralarında kuruları da bulunan çalı çırpı hemen alev alır.Eşekte bir korku, bir telaş, huzursuzluktur başlar.Anıra anıra, çifte ata ata dört nala koşmağa başlar.Hoca da arkasından olanca gücüyle bağırır :  
-Aklın varsa göle koş!

 

ATEŞ DÜŞTÜĞÜ ZAMAN
Nasreddin Hoca'nın evine tüccar  arkadaşı misafir olmuş.Hoca ona mantı pişirip getirmiş.Arkadaşı acele edip mantıyı hemen ağzına atınca boğazı yanmış.Boğazının yandığını belli etmemek için başını tavana doğru dikmiş ve yanmanın etkisi gidince de başını tavandan indirmeyip sormuş :  
-Hocam bu tavanı ne zaman yaptınız.
Hoca hemen :  
-Boğazıma ateş düştüğü zaman, demiş.

BANA NE AD KOYARLARDI?
Bir gün Nasretin Hoca'ya Timur :  
-Yahu, şu Abbasi halifelerinin her birisi birer lakab almış kimi El mutazımBillah, kimisi de El mütevekkil-Allah, diye anılıyormuş. Ben acaba onların zamanında hükümdar olsaydım, bana ne ad koyarlardı. Hoca hiç çekinmeden :  
-Sana da Neüzzü-Billah derlerdi, cevabını vermiş.

 

 

BENİM NE YİYİP İÇTİĞİMİ SORMAZSINIZ...
Nasrettin Hoca, bir köyde vaaz veriyormuş. Laf arasında Hazreti İsa'nin gögün dördüncü  
katında olduğunu söylemiş...  
Vaazdan sonra, bir kadin Hoca'ya yanaşmış :  
-Hazreti İsa, orada ne yer, ne içer?, demiş.  
Hoca'nin tepesi atmış :  
-Ey hatun, köyünüze geleli şunca zaman oldu, benim ne yiyip,
içtiğimi sormazsın da, Allah'in peygamberini sorarsın!

 

BENİM YERİME SENİ GÖTÜRÜR
Hoca Nasreddin ölüm döşeğindeymiş. Karısını çağırmış. 
-Hanim en güzel elbiselerini giy, iyice kokular sürün, tak takıştır yanıma gel otur.
-Ayol hoca delirdin mi sen. Bu durumdayken ben nasıl süslenirim?
-İyi ya azrail gelince belki beğenip benim yerime seni götürür.

 

 

BEN UYUYORUM
Bir gün Nasreddin Hoca şehire gelip, bir arkadaşıyla birlikte handa kalmış.Gece yarısı arkadaşı sormuş :  
-Hocam, uyudunuz mu?
-Buyurun birşey mi var?
-Biraz borç para isteyeyim demiştim.
Nasreddin Hoca derhal horlamaya başlayıp :  
-Ben uyuyorum! demiş.

 

BU NASIL NAMAZ
Nasreddin Hoca abdest alırken, bir ayağına su yetmemiş.Namaz kılarken de bir ayağını yukarı kaldırarak namaz kılmış.Bunu gören cami cemaati :  
-Hocam bu nasıl namaz? diye sormuş.  
Nasreddin Hoca :  
-Bir ayağı abdestsiz namaz, diye cevap vermiş.




Tarih
Boyut
Tıklama
18-01-2011
0 B
93
Gülşehri'nin Hayatı, Gülşehri'nin Edebi Yönü,Gülşehri'nin Eserleri ,

İndir
Download

 

Gülşehri- Hayatı, Edebi Yönü, Eserleri , Örnekler (14.yy)

HAYATI

Gülşehrî'nin doğum ve ölüm tarihlerini tam olarak bilemiyor, fakat yaşadığı dönemi, hem kendi eserlerinden, hem de ondan söz eden diğer şairlerin eserlerinden anlıyoruz. XIII. yüzyılın sonlarında, Kırşehir'de Mevlevî tarikatini tanıtmak için bir tekke kurmuştu. Kırşehir bir gül şehri olduğu için "Gülşehrî" mahlasını almıştır. Asıl adının da Ahmed mi yoksa Süleyman mı olduğu bugün bile tartışma konusudur.

14. yüzyıl Türk şairi. Döneminin en önemli şairlerinden olan Gülşehrî’nin hakkında bugün pek fazla bir şey bilinemese de Kırşehirli olduğu ve mutasavvıf olduğu bilinmektedir. Naklî ilimlerde bilgili olmasının yanı sıra matematik ve felsefe gibi aklî ilimlerle de ilgilendiği ve bu konularda da bilgi sahibi olduğu düşünülmektedir.

Bir mutasavvıf olan Gülşehrî’nin eserleri bunun izlerini taşır. Ayrıca şair Ferîdüddîn-i Attâr, Mevlâna Celaleddin Rumî ve Senâî gibi mutasavvıf yazarlardan etkilenmiştir. Nitekim ünlü eserlerinden biri Attâr’ın ünlü mesnevisi Mantık et-Tayr`ı temel alan aynı adlı mesnevidir.

Çoğunlukla bu eserinin Attâr’ın eserinin tercümesi olduğu sanılsa da aslında, Gülşehrî’nin de bizzat belirttiği gibi, eser aynı adı ve temel hikâyeyi barındırmakla birlikte bir tercüme değildir ve orijinal Mantık et-Tayr’ın içeriği eserde yoğun biçimde değiştirilmiş ve farklı kaynaklardan yeni içerikler eklenmiştir; örneğin Rumî’nin Mesnevi’si ve ünlü Hint klasiği Kelile ve Dimne gibi. Bunun dışında Feleknâme isimli ünlü bir eseri daha vardır. Feleknâme`yi İlhanlı hükümdarlarından Gazan Han’a sunmuştur.

1250 yılında doğduğu tahmin edilmektedir. O devirde Kırşehir’e Gülşehri denildiği için, Gülşehri olarak anılmıştır. Gençliğinde edebiyat ve tasavvuf öğrenmiştir. Gülşehrî'nin Kırşehir'de Ahi Evran'dan sonra kurulan Ahilik örgütünün başında bulunduğunu, bu örgütün yayıcılarından olduğunu ve ustası Ahi Evran'in etkisinde kaldığını şiirlerinden öğreniyoruz.

Bir şiirinde :

Elli yıl ben ansız durmadım

Yazı yaban durgun görmedim.. diyerek tam elli yıl, Ahi Evran'la birlikte kaldığını, onsuz yapamadığını söyleyen Gülşehrî, birçok şiirinde onu över. Farsça ve Arapça öğrenmiş, ancak O, Türkçe yazmıştır.

Ahi Evran’ın ölümünden sonra Ahilik Postuna oturmuştur. 1335 yılında ölen Ahmedi Gülşehri çok ince ruhlu bir şair idi.

ESERLERİ

Gülşehri’nin Şeyhi olan Ahi Evren’in menkibeleri hakkında yazdığı bir mesnevisi ve bazı şiirleri var ise de asıl değerli eseri büyük veli Feridüddin-i Attar’dan çevirdiği Mantıku’t-Tayr’ı, diğer adı ile Gülşenname adlı mesnevisidir.

Gülşehri, bu eserini en çok Mevlana’dan ve başka kaynaklardan aldığı kıssalarla, görüp işittiklerini de katarak, birçok sohbetlerle zenginleştirip yeniden yazmış gibidir.

EDEBİ YÖNÜ

Yunus Emre gibi, Anadolu tekke edebiyatının önde gelen isimlerindendir. İslam ilmini ve İran edebiyatını bilen bir sofidir. Özenilmiş bir üslupla yazan ve öğretici olmaktan çok lirik nitelikler gösteren bu şair, sanat değeri bakımından çağının önde gelenlerindendir. Tasavvufi konuları usta bir ifadeyle yazmıştır. Dili sade ve güzel, vezni kullanışı iyidir.

Gülşehri, bir sofi şair olmakla beraber, eserlerinde sanatının yüksek heyecanını duymuş görünür. Bir meslek propagandası yapmaktan ziyade, bir sanat eseri yazmak ve geleceğe bir sanat eseri bırakmak ve Türkçeyi işleyip geliştirmek düşüncesiyle çalışmıştır.

Gülşehri, Feridüddin-i Attar’dan başka, başta Mevlana Celaleddin-i Rumi olmak üzere, Hakim Senai, Sadi-i Şirazi, Genceli Nizami ve Sultan Veled’in tesiri altında kalmıştır. Hayatı hakkında, devrine ait kaynaklarda yeterli bilgi yoktur. Mantıku’t-Tayr adlı eserinden başka Farsça Felekname ile Aruz risalesi vardır. Ayrıca kendisinin bahsettiği Kuduri Tercümesi henüz ele geçmemiştir.

Gülşehrî Mantıku’t-tayr adlı eserini 1317’de bitirir. Eser İranlı tanınmış mutasavvıf şair Feridüddin Attâr’ın Mantıku’t-tayr adlı eserinden yapılmış bir çeviridir. Ancak Attâr’ın eserinin tam bir çevirisi değildir. Attâr’ın eserine bazı yerlere Mevlâna’nın Mesnevî’sinden, Kelile ve Dimne’den, Kabus-name’den alınmış olan metne uygun hikâyeler konularak yapılmış bir çeviridir. Böylece Gülşehrî’nin Mantıku’t-tayr’ı telif bir eser hâlini almıştır. Gülşehrî Mantıku’t-tayr’ın içinde Kudûrî (972-1037) den fıkıhla ilgili manzum bir çeviri yaptığını yazmışsa da eser elde yoktur. Gülşehrî bir gazelinde kasideler, gazeller yazdığını söyler. Ancak elimizde yalnız yedi gazeli vardır. (A. Sırrı Levend, Mantıku’t-tayr, TDK yayını, tıpkı basım, s. 30-31) Gülşehrî’nin tasavvuf konusunda Farsça olarak yazıdğı Felek-nâme (Sadettin Kocatürk, Ankara 1982) ile Kerâmât-ı Ahi Evren (Franz Taeschner, Wiesbaden 1955) yayımlanmıştır. Bu son eserin Gülşehrî’nin olduğu şüphelidir. Gülşehrî’nin bir şair olduğu Mantıku’t-tayr’ı ile gazellerinden anlaşılmaktadır. Gülşehrî’nin dili sade, üslubu akıcıdır. Şiirlerinde şairliği ile övünmüş olduğundan çağdaşı şair Ahmedî tarafından eleştirilmiştir.

( Prof. Dr. Hasibe Mazıoğlu: .bilgicik.com/yazi/prof-dr-hasibe-mazioglu-hayati)

Şu şiirleri onun şairlik gücünün derecesi hakkında bizlere bilgi vermeye yetecektir.

Her ülü kendime yar eylerem,

Her gece vasfını tekrar eylerem,

Her seher kim gül çemende açıla,

Kamudan ilkin bana karşı güle.

Her gülü kim kendime yar eylerim

Her gice vasfını tekrar eylerim.

Her seher kim gül çemende açıla

Kamudan ilkin bana karşı güle.

Nevbahar oldu kim bülbül söyleye

Aşkını maşukuna şerh eyleye

Kamu sözü gel ki terkeyleyelim

Bülbül gibi gül sözü söyliyelim...

Duru Türkçesiyle çevresinde toplanan ahilerle görüşüp bilişirken asla şeyhlik, sultanlık davasında bulunmamış, onlardan biri olarak onları konuşturmuştur.

Ne derviş isteriz, sahip, ne sultan,

Ne dert işimize gelir, ne derman.

XIV. yüzyılın Anadolu'da yetişen bu Türkçeci ozanını, Yunus kadar arı-duru, Yunus kadar güçlü sayamasak bile, ilk Türkçeciler arasında, ona önemli bir yer ayırmak zorundayız. Gülşehrî, Anadolu'yu aydınlatan aydın kişilerin başında, bilinçli ve idealist bir Türkçeci olarak her zaman dile gelecektir.

ESERLERİNDEN ÖRNEKLER

Mantıku't Tayr'dan beyitler

Böyle giç irmeye ahşama seher

Bu gice rûzı kıyametdür meğer.

Bu gicenün yok mudur yâ Rab güni

Böyle uzun görmedim her giz düni.

Çok riyazetde geçirdüm giceler

Görmedi bu gice gibi kocalar.

Uşbu od kim gönlüme düştü benüm

Mûm gibi yandı kamu canûm tenüm...

Kerâmâtı Ahf Evren'den

Ahî Evren kim Hak'ka irmiş idi

Tanrı'nun d idârini görmiş idi.

Doksan üç yıl dünyede oldı temam

Ne helâl öginde geçdi ne haram.

Gönlünü avret odına yakmadı

Kimsenün ağzın yüzine bakmadı

Terbiyelerim teninde can idi

Ahîlere, beylere ol sultan idi.

Mustafa'nın ol alemdarı idi

Murtaza'nın sevgili yârı idi.

 

 

Kaynak:

Rehber Ansiklopedisi

http://www.gozlemci.net/2167-gulsehri.html

Prof. Dr. Hasibe Mazıoğlu: .bilgicik.com/yazi/prof-dr-hasibe-mazioglu-hayati

 

 

Bahâr oldı vü bûstânlarda bülbül

(gazel)

Bahâr oldı vü bûstânlarda bülbül
Kılur gül ‘aşkına feryâd u gulgul

Bu ‘ömr ile çemende hîç inanma

Ki bir haftadan artuk dirile gül

Gülün ‘ömri azına gözüm ağla

Yazun tîz geçdigine ağız aç gül

Kime bir ‘afiyet geldi cihânda

Kim ana irmedi yüz bin tezelzül

Bu dünye ‘izzetine garre olan

Delim tarta temennâ vü tezelzül

Cihânun ârzûsı cânun almak

Senün fikründe esbâb-ı tecemmül

Çegâne ölüm anup eyde ten ten

Karâbe ‘ömre gülüb kıla kâl kul

Ola Gülşehrî gâfil kendüden kim

Anun zikrinde kılmagıl tegâfül

Bize kim gerekise cevr kılsın

Bizüm teslîm geldi vü tecemmül



vezni: mefâ’îlün mefâ’îlün fa’ûlün

 




Tarih
Boyut
Tıklama
18-01-2011
46.5 KB
317

Öğretmen - Öğrenci Girişi